10 Kasım 2008

Futbol, Futbolcu, Taraftar, Sempatizan, İzleyici, İlgisiz

Ben "İzleyici" oluyorum. Uluslar arası maçlara denk gelirsem izliyorum. Budur futbolla olan ilişkim.

Ülkemizdeki büyük kulüplerin maçlarından sonra televizyon kanallarını dolaşırken bu sıfatımdan bile utanıyor, bu pisliğe dahil olduğum için ayrıca tiksiniyorum. İzleyicisi olduğum bir spor dalının otoritelerinin durumunu, bu insanların ortaya koydukları programları bir kaç dakikalığına bile görmek tiksinmeme yetiyor. Bu milyonlarca defa söylenmiştir ama içimde kalacak, benim de söylemem lâzım: Hadi o kişilikler bu programlardan para, ün ve güç elde ediyor; peki bu programların izleyecileri ne kazanıyor? (İzleniyor ki, bu programlardan milyonlarca var.)

"Desteklediği takım hakkında bilgi ediniyor. Kahvedeki tartışmalarda dile getirmek, için sözlükte yazacakları için argüman topluyor, körü körüne taraftarlık yapmak istemiyor."

Hımmm... Evet. Tabi. "Taraftar" derken?

"Renklere gönül vermiş, takımıyla sevinen, takımıyla üzülen kişi."

Anladım da; "renklere gönül vermiş" derken?

"Küçükken bir yakını maça götürmüş, o gün bugündür renklere ve o atmosfere aşık olmuş."

Hımm.. Evet, çok mantıklı! Man man mantıklı...

Bunu anlamam mümkün değil. Bunu anlamam gerçekten mümkün değil. Seri katilleri, faşist diktatörleri, gözü dönmüş askerleri bile anlarım ama bunu anlayamam. Renklere gönül vermek ne demek arkadaşım ya? Nasıl yani? Benim gönlüm mü küçük?

Bakın size ne söyleyeceğim:
Bir spor kulübünün üyesi, disiplin kurulu görevlisi, hatta kulübün icra ettiği tek spor dalı federasyonunun delegesiyim. Ülkemizde çok ilgi çeken bir spor dalı değil. Uluslar arası başarımız da yok zaten bu sporda. Geçtiğimiz aylarda federasyon başkanı (ve kadrosu tabi) seçimleri vardı. Marmara Denizi'nin büyüklük açısından Büyük Okyanus'a oranı neyse, bu federasyonun da futbol federasyonu yanındaki oranı odur. Bu küçük ölçekte dahi ne rantlar, ne entrikalar, ne göt oyunları dönüyor bilemezsiniz. Bütün bunlara tanık oduktan sonra futbol federasyonu seçimlerini tahayyül etmekte zorlanıyorum açıkcası. Yani tamam güzel kardeşim, sen renklere gönül vermişsin de, senin gönlün renklerin pek umrunda değil.

Önceki gün bir "taraftar"a soruyor muhabir: "Sizce bilet fiyatları nasıl?" Yanıt: "Geçen seneye göre pahalı ama olsun, takımım için her şeye değer." Vah zavallı.. Vah garibim... Takımı için her şeye değermiş.. Seni stadın önünden köfte ekmek yerken alıp federasyon seçimlerine götürmek isitiyorum. Takımın için neyin değdiğini o zaman görürsün. Görürsün de, akıllanır mısın? Hayır tabi. Gönül vermişsin bir kere. Götü kaptırmışsın Türkçesi.

Kişiler hakkında (Başkan, futbolcu, teknik direktör) konuşuluyor saatlerce, haklarında sayfalarca yazılar yazılıyor. Nasıl savunuyor takımının oyuncusunu eleştirenlere karşı; duyunca, okuyunca inanamıyorum. Şu yaşıma geldim, en yakın arkadaşlarımın bile, herhangi bir ortamda ben yokken beni böyle savunduklarını sanmıyorum. O salakların da herhangi bir arkadaşlarını, bırak arkadaşlarını herhangi bir haksızlığı böyle ateşli ateşli savunduklarını sanmıyorum. "Yok efendim aslında çok terbiyeli çocukmuş (futbolcudan bahsediyor, kankası ya, ordan biliyor.), onu eleştirenler ilk önce kendilerine baksınlarmış.. Falan da filan da.. Bir sürü sikindirik terane.. Gitse imza istese bile alamayacak belki o futbolcudan. O futbolcu yarın ezeli rakibinin tarafına da geçebilir. Ama önemli değil, gönlünü renklere kaptırmış bir kere..

Tıfıllık zamandalarımda Che'nin kolyesi vardı boynumda. Faşist bir akrabam görmüş ve şöyle demişti: "Babasının resmini taşımaz pezevenk, Che'nin kolyesini taşıyor." (Ki babam da fena bir komünist sayılmaz.) Kendisine o zaman kızmıştım, ama şimdi hak veriyorum. O kolyeyi birileri satıyor çünkü. Satanın babası komünist olsa bile babasının hayrına satmıyor tabi.

Ey fanatik! Ey taraftar!

Uyanın lan!

Hiç yorum yok: