25 Ağustos 2008

İyilik Güzellik Çiçeklik de Nereye Kadar? Vol.2.0


2008 Pekin Olimpiyat Oyunları sona erdi. Fekat bilinmeyen, devam etmekte olan bir Olimpiyat daha var: "İstanbul Yayma Olimpiyatları"

Dikkat ettiyseniz Olimpiyatımızın tanımlamasının başında yıl yok. Buradan da anlıyoruz ki dört yılda bir, sekiz yılda bir, yılda bir gibi bir kısıtlama yok bu olimpiyatlarda. Başka bir deyişle birilerinin olimpiyat meşalesi yakması falan gerekmiyor, çünkü Yayma Olimpiyatlarının meşalesi asla sönmez.

Spor Olimpiyatlarında olduğu gibi, ülke gerçeklerinden ötürü bu olimpiyatlarda da pek başarılı olduğumuz söylenemez. Bizde daha birey okuma yazma öğrenir öğrenmez hemen bir yabancı dil, efenim sınavlar vs.. ile başlayarak bireyimizin yaymaya olan ilgisi azaltılır, hatta yaymanın kötü bir şey olduğu yanılgısına düşmesine izin verilir. Arada kendi çabalarıyla yaymayı öğrenmiş, yayma konusunda kendini geliştirerek madalya umudumuz olan kısıtlı sayıda yayıcıyı salonlarda (ev salonu, spor salonu değil) görmüş olsak da, yayma konusunda gerçek bir varlık gösterdiğimiz söylenemez. Ama misal, Çinliler'de öyle mi? Yukarıdaki resimde, yayma eğitimine çoktan başlamış olan genç bir Çinli yayıcıyı görüyoruz. Bu koşullarda eğitilen bir yayıcı ile, hafta içi okula hafta sonu de dersaneye gönderilen bir yayıcının aynı şartlarda mücadele ettiğini kim savunabilir?

Ama size güzel haberlerim var!

Ben ve takım arkadaşım Çift Yaymalar'da Tüm Zamanların En İyi Olimpiyat Derecesini yapmış bulunuyoruz!
Yayma Olimpiyatları geleneklerine doğrultusunda, metalden yapılmış daire kullanarak ve sadece bir kereye mahsus olmak üzere madalya töreni yapmak yerine, özellikle Çift Yaymalar dalının bir geleneği olarak çeşitli formlara bürünmüş madalyalarımızı (Mohito, Domates, Sigara, Yemek) birbirimize devamlı olarak ikram ederek madalya törenini ölümsüzleştiriyor, Olimpiyat Ateşinin sönmemesini sağlıyoruz. Yaymadaki başarımızdan ötürü oluşan haklı gururumuzu her geçen gün derecemizi daha iyiye götürmek için itici güç olarak kullanıyoruz. Yeri gelmişken bu başarımızda katkılarını bizden esirgemeyen Bakkal'a, Migros'a, Tekel Bayii'ne ve motivasyonumuzu hep yükseklerde tutmamız için bizi besleyen diğer arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Bu, hepimizin başarısı.

Yayma, spor olimpiyatlarındaki Maraton gibidir. Maratonda parkur her olimpiyatta değiştiği için Olimpiyat Rekoru betimlemesi telaffuz edilmez. (Dün öğrendim.) Yaymada da her yayıcının yayma mekanı farklı olduğu için böyle bir yol izlenir.

Çift Yaymalar'da hakemlerin dikkat ettiği bazı noktaları sizle de paylaşmak isterim. Kim bilir, bu yazıyı okuyan, içinde bir yayıcı yaşadığını hisseden biri, kuralları da görünce belki Yayma Olimpiyatlarına katılmayı düşünür, başarılı olarak Ülkemizi en iyi şekilde temsil eder, Bizim de çorbada tuzumuz olmuş olur.. Neyse.. Çift Yaymalar'da belli başlı kurallar:

Senkronizasyon (Uyum):
Tüm çiftli oyunlarda olduğu gibi, yaymada da esas önemli olan uyumdur. Örneğin bir alkollü içki tüketilecekse, çiftlerin ikisisinin de aynı içkiyi önermesi hakemlerin dikkat ettiği bir noktadır. Eğer çiftlerden biri "Off sıcak.. Mohito iyi gider.." dediğinde diğeri "Valla benim de aklımdan tam o geçiyordu.." derse, bu hakemlerin gözünden kaçmayacak, artı puan olarak çiftin hanesine yazılacaktır. Hele hele, çift aynı anda "Mohito mu içsek..." derse, çiftin kahkaları arasında artı puan, artı hakemler kurulu özel puanı verilir. Örneklerine rastlanmıştır.

Yardımlaşma/Dayanışma:
Örnek Mohito'dan açıldığı için ordan devam edelim. Mohito bildiğiniz gibi hazırlaması belli bir sürece bağlı olan, içinde bir çok malzeme bulunan bir içki. Bu da, her ne kadar yaz aylarında ferahlık veren bir içki olsa da, bir yayıcının fazladan zahmet (Bak: Zahmet) harcamasına neden olmaktadır. O nedenle bu gibi durumlarda çiftlerin yardımlaşması (Mohito'ları sırayla hazırlamak, biri lime dilimlerken diğerinin naneyi ezmesi gibi..) hakemler için çok önemlidir. Aynı şekilde yayma antremanının ertesi günü takım arkadaşını arayıp durumunu sormak, akşamki antreman için hazırlıkları konuşmak, eksik malzemeleri öğrenmek de dayanışma ve takım ruhu açısından hakemler için önemlidir.

Zahmet:
Yayma'daki önemli noktalardan biri de, en az zahmeti harcayarak en iyi yayma performansını göstermektir. Geçmişte bu kuralı yanlış anlayan bazı oyuncular zahmet verdiği için salonu (ev) temizlememişler, zahmetsiz ve direkt sonuç verdiği için hep sert içkileri tercih etmişler ve Yayma Olimpiyatları'nın ruhunu anlamadıklarını göstermişlerdir. Bu anlaşılmayacak/yanlış anlaşılacak bir kural değildir. Tek cümleyle "Aslolan zahmet verici işlerden tamamen sakınmak değil, en az zahmet harcayarak en iyi sonucu elde etmektir." diyebiliriz. Naneyle esmer şekeri aynı anda ezerek zahmet tasarrufu yapmak gibi.. Gayet açık.

Bu üç ana başlığı bilmek başlangıç seviyesi için yeterli. Diğer kurallar yayma antremanlarında uygulamalı olarak öğrenilmelidir.

Yaymaya gönül vermiş genç yayıcılara, antremanlara tek çıkmamalarını öneririm. Her Çift Yaymalar'da madalya kazanan yayıcının dediği gibi:

Yaymak, çiftken daha güzeldir.

01 Ağustos 2008

Uçan Şey


'Uçan Şey' deyince at akla geldi biliyorum, ama konu atlarla ilgili değil, uçmakla ilgili.

Uçmak benim için yürümek gibi bir şey. Diğer insanlar nasıl uçamıyor anlamıyorum. İnsanoğlu hâlâ yeteneklerinin fizikleriyle ilgili olduğunu sanıyor. Bütün bu saçmalık derecesinde gerçekliği olan anlamsız olaylara tanık oldukça insanoğlu için beyin adı verilen organın bir lüks olduğunu düşünüyorum. Nasıl olur da bir insan uçabileceği gerçeğini reddetmekte bu kadar inatçı olur anlamak mümkün değil; üstelik, uçmanın bu kadar çok yolu varken..
Ben uçuşlarımda doğal yoları tercih etmeyi seviyorum. Yani, sadece yukarı doğru yükseliyorum. Yerçekimi denen sanal olguyla aramdaki bağı koparmak benim için bir eğlence kaynağı. Bunu fark ettiğimde, önceleri, bu abzürt hadiseyi uçamayan (beyinleri lüks gelen) insanlardan saklamayı denedim. Fekat yüzlerindeki "n'oluyo lan!" ifadesi o kadar komik gelmeye başladı ki, bu atraksiyon benim için yegane doyum aracı halini aldı. Başka yaşamsal gezegenler olduğuna gözü kapalı inanan birinin uçuşumu izlediğinde yüzünün aldığı aptal hali izlemek inanın kelimelerle anlatılacak kadar nesnel bir zevk değil.
(...)
Benim deli olduğumu, daha da ilginci Yerkrüre'ye ait olmadığımı düşünen insanlar var. Yerküre'nin (on)bin yıl sonrasını gerçekten görmek isterdim..
(...)
Uçmak gerçekten zevkli. Fekat yanınızda uçan başka biri(leri) yoksa, daha da kötüsü uçmanız anlaşılamamaktan çıkıp suç halini alıyorsa[...]
(...)
DONDURULMAK İSTİYORUM!!!

[Bir akıl hastasının hastane görüşme kayıtlarından çok büyük zahmet ve risklerle alınmıştır.]

-o-

İyilik Güzellik Çiçeklik de Nereye Kadar?


Sonuna kadar. Neden daha azıyla yetinelim ki?

Bu yazımızda, ortalamanın biraz üstünde bir sosyal içicinin gündelik yaşamında karşılaştığı, kendisinin yanıtlamaktan bıktığı, bununla birlikte meraklı insan kitlesinin sonu olmadığından hayatının geri kalanında da yanıtlamak zorunda olduğu soruları görecek; yaramıza tuz basarak, bu soruları ekarte etmek için yılların verdiği tecrübeyle keşfedilen mümkün olan en kısa ve en etkili yanıtları öğreneceğiz.

1.
- Her gün içiyor musun?
- Evet, her gün içiyorum.

Soruyu soran kişi (bundan sonra kendisine 'meraklı' diyeceğiz), sohbetin gelişme sürecinin ve gözlemlediği alkol/hız/zaman grafiğinin etkisiyle içiş başına düşen beher likit miktarını hesaplamak için ikinci bir veriye ihtiyaç duyduğundan bu soruyu sormuştur. Meraklılara en iyi yanıtı vermek için sorularını sorarkenki halet-i ruhiyelerini çok iyi tahlil etmek gerekir. Soruların çıkış-gidiş-bitiş sürecini dikkatlice takip ederek, en az enerjiyle bu bölümü atlatmak bir kere yaptıktan sonra kolaydır.
Bu yanıtta dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ses tonudur. Gayet kendinden emin ve cesur olunmalıdır. En ufak bir zayıflık göstergesi meraklının acımasızca saldırmasına fırsat verecektir. Saldırması önemli değil, bu saldıralar için de stratejiler mevcut, fekat gereksiz enerji harcamak insanlık için iyi bir şey değil.

2.
- Neden bu kadar çok içiyorsun?
- Seviyorum ulên!

Meraklı, aldığı bu tokat gibi yanıttan sonra genellikle gülerek üzerindeki şoku atmaya çalışır. Değişik yanıtlarla ('Yok canım, o kadar da çok içmiyorum', 'İşte.. N'apalım..', 'Yani.. Güzel bir olay', 'Ne kadar içmeliyim?' vs.. vs..) değişik yaş (22-75) ve sosyal gruplardaki (Öğrenci-Emekli Profesör) denekler üzerinde yapılan uzun deneyler sonucunda 'Seviyorum ulên!' yanıtının herkese hitap eden ve yormayan bir yanıt olduğu kanıtlanmıştır.

3.
- Bu kadar içkiye nasıl para dayandırıyorsun?
- İyi kazanıyorum.

İşte stratejik bir yanıt. Eğer bu soruya bu minvalde bir yanıt verilmezse meraklı en zayıf noktayı bulduğunu sanacak, bokunda boncuk bulmuş gibi sevinecek ve içinden kahkahalar atarak, "yapıcı eleştiri" gibi görünen mızraklarını acımadan içicinin kalbine fırlatacaktır. Bu yanıt bütün bunların önüne geçer. Kaldı ki, iyi içebilecek kadar kazanç, iyi kazançtır.

4.
a)
- Ailenle sorun yaşamıyor musun?
- Yalnız yaşıyorum.
b)
- Sevgilinle sorun yaşamıyor musun?
- İçmeyen sevgilim olmuyor.
c)
- İşte sorun yaşamıyor musun?
- İşimi iyi yapıyorum.

Meraklının evreninde bütün aileler ve sevgililer sosyal içici seviyesinin altında olduğu için, bu seviyenin üstünde yaşayanları Mars'daki insanoğlu kadar yalnız zannetmektedir. Her gün içip, ailesini küçük parçalar halinde buzdolabında saklayıp misafirlerine aile ferdlerini ikram etmeyen bir bilincin olmadığını tahayyül edemez. Onun için sınırın üstündekiler başka bir dünyada yaşamaktadır. İdrak seviyesine göre yanıt vermek gerekir.
Aynı şekilde her meraklı amatör içici olduğundan (profesyonel içicilerin bu tür sorular sormayacağı ortada), "akşamdan kalma" hadisesi onlar için cehennemden farksızdır. Meraklıların alkolden sonraki günleri, hele hele bir de erken kalkmışlarsa tam bir işkencedir. Kabul etmek gerekir ki, çok çok nadir olmakla birlikte üst-sosyal içicilerin de tatsız geçen akşamdan kalmaları olmuştur. O nedenle meraklının duygu ve düşünceleri çok iyi bilinmektedir. Bunu bir koz olarak kullanmayı ihmal etmemeli, söylediğim gibi idrak seviyesine göre yanıt vererek iş-alkol eğrisinin optimum çizgide kalabileceği gösterilmelidir.
--
İbret olması açısından, amatör içicilik dönemlerimde yaşadığım bir diyaloğu konuyla ilgisi ve geçmişten alınması gereken ders olması açısından buraya aktarmakta fayda görüyorum:

- Memet abi, sen şimdi her gün mütemadiyen içiyor musun abi?
- Otuz yıldır hiç ayık nefes almadım.

Herkes hata yapabilir. Fekat aynı hatayı iki defa yapmak amatörlük, ikiden fazla yapmak ise salaklıktır. Ben yukarıdaki diyalogdan dersimi aldım, darısı tüm meraklı amatörlerin başına..
-o-
Devam edebilir..