Dünyaya yarı-beyaz bakarken, beyazlıgın diger tarafındaki kişinin anlattıklarından az-yarım duyulanlarlardır. Bazen ilginç olabiliyor:
"
Bundan yıllar önce İç Anadolu'nun batısında bir kasabada ve çevre köylerinde yarı-resmi bir iş nedeniyle bulunmaktaydım. Benim orada neden bulundugun degil, orada yaşananlar biraz ilginç.
Arif Aga büyük bir ailenin en büyük, en sözü dinlenen kişisiydi. Hiç erkek kardeşi yoktu ve iki oglu kısa bir süre önce kan davası nedeniyle öldürülmüştü. Zanlılar yakalanmıştı. Tüm kasabada ve çevre köylerinde hava o kadar gergindi ki, gerçekten tuvalete bile tabancayla gidiliyordu. Çok acı veren, gizlenen bir korku vardı. Bu korkuyu gidirmekte Kaymakam hatta Vali bile güclerinin yetersiz oldugunu kabul etmek zorunda kaldılar. Durum böyleydi işte uzatmak istemiyorum.
Arif Aga bir öglen evinden çıktı. Yanına kimseyi ve tabancasını almadan sakin adımlarla yola koyuldu. Bu pek alışılmış bir olay degildi. Arif Aga jandarma karakoluna ulaşana kadar, içerdekilerin genç akrabalarından ikisi onu görmüş olsalar da, cesaret edip kendisine ateş etmemişler. [Yazar burada cesareti sorguluyor.] Arif Aga da şansını fazla zorlamadan, jandarma komutanına ogullarını vuranları görmek istedigini söyledi. Bu istek ilk önce temkinli karşılansa da, Arif Aga'nın biraz tanınmışlıgı ve biraz da yaşlılıgı nedeniyle daha sonra kabul edildi. Arif Aga zırhlı bir araç içinde cezaevine götürüldü. İki kardeş olan mahkumlarla arada sadece bir tel örgü olacak şekilde karşı karşıya getirildi. Arif Aga gerçekten tanınmış ve gerçekten yaslı biri oldugu için belki, iki kardeş yere bakıyordu. Arif Aga şunları söyledi:
'Ogullarım, başınızı kaldırın. Sizi affediyorum. Babanız öldü. Benim de ogullarım öldü. Bundan böyle sizi oglum biliyor, sizin de beni baba bilmenizi istiyorum. Ve sizden beni affetmenizi istiyorum.'
Arif Aga'yı tebrik eden ve bu tarihi olaya tanıklık etmis olan en yüksek rütbeli kişi olan cezaevi müdürünün, akabinde jandarma komutanının kendisini bir çay içmeden göndermeleri düşünülemezdi. Hatta haber bu süre içinde Vali'ye bildirilecekti.
Çocuklar baya bi içerde kaldı. Arif Aga ben ayrıldgımda çiftlik evinden çıkmaz olmuştu. Hiçbir şekilde evi terketmiyor, genellikle pek anlam çıkartılamayacak olan bir yüz ifadesiyle bazen avluya güneşlenmeye çıkıyordu.
"
Şimdi olayın bundan sonrası biraz bugulu.. Yani yarı-beyazlıga beyazlık daha agır basmaya başlıyor. Anlatıcı bu olaydan sonra tanıklık etmeyi bırakmak zorunda kalmış, o nedenle kesin bilgilere sahip degil:
"
Arif Aga'nın öldügünü biliyorum. Yerel haber kaynaklarımdan biri Arif Aga'nın bir akşam yemeginden sonra koltugunda otururken geçirdigi bir kalıp krizi sonucu öldügünü; bir digeri ise, Arif Aga'nın bir öglen çiftligin uzak taraflarında, ormana yakın kısmının sınırında vurularak öldügünü söylüyordu. Ama ikisisinin de ortak fikirleri kan davasının bitmiş olduguydu. Arif Aga öldügünde geriye kalan akrabalarının büyük bölümü yaşlıydı, öyle bitti işte dediler. Haber kaynaklarımın haberleri bana iletiş stillerinden ötürü, hangisinin gerçek oldugunu sorgulamak geregini duymadım. En son, o iki çocuk da çıkmış."
Evet abi ilginç, oluyor böyle şeyler.
"
Bundan yıllar önce İç Anadolu'nun batısında bir kasabada ve çevre köylerinde yarı-resmi bir iş nedeniyle bulunmaktaydım. Benim orada neden bulundugun degil, orada yaşananlar biraz ilginç.
Arif Aga büyük bir ailenin en büyük, en sözü dinlenen kişisiydi. Hiç erkek kardeşi yoktu ve iki oglu kısa bir süre önce kan davası nedeniyle öldürülmüştü. Zanlılar yakalanmıştı. Tüm kasabada ve çevre köylerinde hava o kadar gergindi ki, gerçekten tuvalete bile tabancayla gidiliyordu. Çok acı veren, gizlenen bir korku vardı. Bu korkuyu gidirmekte Kaymakam hatta Vali bile güclerinin yetersiz oldugunu kabul etmek zorunda kaldılar. Durum böyleydi işte uzatmak istemiyorum.
Arif Aga bir öglen evinden çıktı. Yanına kimseyi ve tabancasını almadan sakin adımlarla yola koyuldu. Bu pek alışılmış bir olay degildi. Arif Aga jandarma karakoluna ulaşana kadar, içerdekilerin genç akrabalarından ikisi onu görmüş olsalar da, cesaret edip kendisine ateş etmemişler. [Yazar burada cesareti sorguluyor.] Arif Aga da şansını fazla zorlamadan, jandarma komutanına ogullarını vuranları görmek istedigini söyledi. Bu istek ilk önce temkinli karşılansa da, Arif Aga'nın biraz tanınmışlıgı ve biraz da yaşlılıgı nedeniyle daha sonra kabul edildi. Arif Aga zırhlı bir araç içinde cezaevine götürüldü. İki kardeş olan mahkumlarla arada sadece bir tel örgü olacak şekilde karşı karşıya getirildi. Arif Aga gerçekten tanınmış ve gerçekten yaslı biri oldugu için belki, iki kardeş yere bakıyordu. Arif Aga şunları söyledi:
'Ogullarım, başınızı kaldırın. Sizi affediyorum. Babanız öldü. Benim de ogullarım öldü. Bundan böyle sizi oglum biliyor, sizin de beni baba bilmenizi istiyorum. Ve sizden beni affetmenizi istiyorum.'
Arif Aga'yı tebrik eden ve bu tarihi olaya tanıklık etmis olan en yüksek rütbeli kişi olan cezaevi müdürünün, akabinde jandarma komutanının kendisini bir çay içmeden göndermeleri düşünülemezdi. Hatta haber bu süre içinde Vali'ye bildirilecekti.
Çocuklar baya bi içerde kaldı. Arif Aga ben ayrıldgımda çiftlik evinden çıkmaz olmuştu. Hiçbir şekilde evi terketmiyor, genellikle pek anlam çıkartılamayacak olan bir yüz ifadesiyle bazen avluya güneşlenmeye çıkıyordu.
"
Şimdi olayın bundan sonrası biraz bugulu.. Yani yarı-beyazlıga beyazlık daha agır basmaya başlıyor. Anlatıcı bu olaydan sonra tanıklık etmeyi bırakmak zorunda kalmış, o nedenle kesin bilgilere sahip degil:
"
Arif Aga'nın öldügünü biliyorum. Yerel haber kaynaklarımdan biri Arif Aga'nın bir akşam yemeginden sonra koltugunda otururken geçirdigi bir kalıp krizi sonucu öldügünü; bir digeri ise, Arif Aga'nın bir öglen çiftligin uzak taraflarında, ormana yakın kısmının sınırında vurularak öldügünü söylüyordu. Ama ikisisinin de ortak fikirleri kan davasının bitmiş olduguydu. Arif Aga öldügünde geriye kalan akrabalarının büyük bölümü yaşlıydı, öyle bitti işte dediler. Haber kaynaklarımın haberleri bana iletiş stillerinden ötürü, hangisinin gerçek oldugunu sorgulamak geregini duymadım. En son, o iki çocuk da çıkmış."
Evet abi ilginç, oluyor böyle şeyler.



