Her şey bir hidrojen atomuyla başladı. Hiçbir şey yoktu. Sadece bir hidrojen atomu. Bu atom parçalandı, enerji oldu, başkalaştı, molekül oldu, güneş oldu, güneş patladı gezegen oldu. İnsan zekâsı henüz bu atomun nereden geldiğini anlayabilmiş değil. Gökyüzünde Güneş'i görüp nereden geldiğini anlayamayan İnkalı kardeşlerim de, Güneş'i atomlarına kadar gören günümüz biliminsanı kardeşim de en az bir kere sormuştur: "Nereden geliyor?" Yanıt onların konusu olmadığı gibi bu yazının konusu da değil. Hatta benim hiç konum değil. Benim konum başka.
Evrenin içinde bir yerde bir hidrojen atomu. Antares kadar büyük olmasa da, atom bir kere varolduktan sonra çevresindeki boşluk ne kadar büyük olursa olsun bir anlamı oluyor. İkisi de aynı büyüklükte olan iki boşluktan, içinde bir (1) atom barındıran en azından daha "dolu" oluyor. Bir "şey" olmuş oluyor. Diğer türlü boş bir boşluk. Zaten boşluk, içi de boş; düşünmek zor.
"Nereden geliyor?"dan sonra ikinci darbe, ikinci soru: "Neden var?"
Yahu neden var? Nereden geldiğini anlayamıyoruz, bunu anladık. Peki neden varolduğunu anlayamamamızı nasıl anlayacağız? Bir (1) hidrojen atomu. Neden var? "Hiçliğe karşı var." ekseninde dönen yanıtlar bizi tatmin ediyor mu? Mutlak hiçliği bilmiyor olmamız onun olmadığı anlamına mı geliyor? Ya da zaten mutlak ve hiçse, "Mutlak Hiçlik"in varlığından nasıl bahsedeceğiz?
Neden var o hidrojen atomu?
Ve tabi sonra sorular sorular... Ve hepsi ne kadar da önemsiz.
11 yorum:
Hopi Bey;
Diğer soruların hepsi önemsizse intihar edelim hep beraber. Hem o diğer sorular olmasaydı, hâlâ dünyanın öküzün boynuzunda olduğunu sanardık.
Sayın Ben;
Yazıyı anlamamışsınız, bir de gelip yorum yapıyorsunuz. Nedir? Dünya'nın Güneş'in etrafında dönen bir top olduğunu bildiğiniz için boyunuz mu uzadı, daha mutlu, daha pozitif bir insan mı oldunuz?
Hopi Bey;
Size bu bilim karşıtı tavrı hiç yakıştıramadım. Nedir? Bırakalım mı yani bütün bilimsel çalışmaları? Bu yazıyı yazabiliyorsanız, bilimin, sorulan o soruların sayesinde olduğunu unutmayın.
Sayın Ben;
Bırakılsın bütün bilimsel çalışmalar. Bilimin, asıl olan insan mutluluğuna bir yararını görmedim birkaç milyon yıldır. Bilim mutlu olmak için değil, merakı gidermek için var. Bırakılsın sayın ben, ben blog yazmasam da olur.
Hopi Bey;
Nasıl bilimin insan mutluluğuna bir yararını görmediniz? Bir keç sene öncesine kadar çocuk felcinden ölümlerin yaşandığı bir ülkede yaşadığınızı unutmayın. Çok unutkan gördüm sizi.
Sayın Ben;
Yavaş yavaş baymaya başladınız. Doğa bu, bazı seçilimler olmak zorunda. Bilim çok ilerledi evet, bir düğmeye basarak üzerinde yaşadığı dünyayı yaşanılamaz hale getirebilecek insanların varolduğunu da siz unutmayın. Çocuk felci hastalığını teker teker iyileştiren bilim, kat kat fazlasını bir bombayla öldürdü, öldürüyor, öldürecek. Ayrıca bunun bir sonu yok. Dün çocuk felci, bugün AIDS ve kanser, yarın kim bilir neler.. Dediğim gibi bunun bir sonu yok, ama insanın ve dünyanın bir sonu var.
Bu konu hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bu konuyla ilgili yorumlarınıza artık yanıt vermeyeceğim.
Sayın Hopi;
Çok büyük yanlışlardasınız ama sizinle uğraşacak enerjim yok.
OoOoOoOoOoOoO giderek güzelleşmişsin gibi geliyor bana... Yoksa, şüphen mi var?! :-P
Üstteki yorum kesmedi beni, bir de türkü çığırayım Pakistan dolaylarından:
cive, cive, cive Pakistan,
Pakistan, Pakistan,
cive Pakistan,
Pakistan, Pakistan,
cive Pakistan
Şimdi efendim, senin tevellüdün yetmez; Halit Kıvanç'ın sunduğu TRT 23 Nisan şenliklerinde, sakallı bıyıklı Paki bebetoların ciyaklamayla vıraklama arası bir tonda söyleyerek bilinçaltımıza kazıdığı bir kabustu bu türkü. Dost ve kardeş ülke Pakistan.
Evet, bilim sayesinde dost ve kardeş ülke Pakistan bebetolarının ciyaklamalarını naklen (anında, eşzamanlı) izleyebiliyoruz artık. Negzel.. Cive Bilim!
Sayın ben;
Susayım, bir şey söylemeyeyim diyorum ama engel olamıyorum kendime. Bu mudur yani size bilimin pozizif katkısı? Ciyaklama/vıraklama duyunca mutlu olan bir insansanız memleketinize geri dönünüz. Zira akşamları susmaz Yeşilırmak'ın gödenleri*...
*Göden: Kurbağa.
Yorum Gönder